seyahat

Biten yaza…

0 Adet Yorum

-

2 Ekim 2017

Şehre halen alışamadım. Sonbaharı bile tam yaşayamadan kış havasına geçiş yaptığımız bugünlerde içimden sık sık söyleniyorum; “Keşke dağlarda bir evim olsa, kendime ait bir bahçem olsa, yeşile baksam sadece, doğanın göbeğinde olsam her daim, gökyüzünden beslensem, güneşin doğuşuna da batışına da birebir şahit olsam…” Böyle uzuyor gidiyor. Toz ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalıştığımız bu şehir beni her geçen gün daha da boğar oldu. Yazın gittiğim yerler, tanıştığım insanlar halen kalbimde. İlk duraklarımdan biri Alanya idi. Siddashram’da kaldığım bir hafta hücrelerime kadar yenilendim. Harika insanlar tanıdım. Derin bir arınmadan geçtiğim o haftayı, çok değerli hocalarım Adnan ve Lourdes Çabuk ile sohbetlerimizi, muhteşem yemekleri, ashramın bahçesindeki ağaçlardan koparıp yediğim meyvelerin tadını, güneş doğmak üzereyken yaptığımız doğa yürüyüşlerini, meditasyonlarımızı, yogalarımızı hatırladıkça içim gidiyor. Kendime verdiğim en güzel hediyeydi sanırım bu yaz oraya gitmek. Gitmeden önce Adnan Hoca biraz anlatmıştı ama ben bu kadar muhteşem bir doğayla karşılaşacağımı hiç tahmin etmiyordum. Gerçekten de Himalayalardan farkı yoktu ve Hindistan özlemimi şimdilik giderdim diyebilirim.  Himalayalar her daim beni yine çağırıyor o ayrı ama umarım yine fırsat yaratıp Siddashram’a gidip kendimle başbaşa biraz vakit geçirebilirim. Çünkü çok değerliydi orada geçen her anım ve ayrıldığım andan itibaren niyet ettim tekrar gitmeye.

Siddashram’da odamdan

Kendimle kalabilmek, yalnızlığımla vakit geçirebilmek her zaman önceliğimdi ama yaş aldıkça daha da elzem oldu sanki. Doğayı dinleyerek, gözlemleyerek çok şey öğreniyorum. Sen de öyle mi? Biz şehir insanların tek kurtuluşunun da mümkün olduğu kadar doğayla vakit geçirmek olduğunu düşünüyorum. Herşeyin yanıtı var doğada. Kabul var. Sarmalanma var. Sevgi var. Güç var. Değişim var. Dönüşüm var. Açılım var. Kapanma var. İnziva var. Sessizlik var. Çığlıklar var. Ses var. Renkler var. Kaos var. Düzen var. Düzensizlik var. Belirsizlik var. Sende ne varsa doğada da o var. Sen ondan ayrı olamazsın. İçinden geçen binbir düşünce kimi zaman bir ırmak oluyor rahatlıkla akıyor kimi zaman bir şelale gibi kükreyerek iniyor uçurumdan. Ama sen ne zaman ki doğa gibi bırakıyorsun kendini mevsimlerine, döngülerine, kendi zamanına, sen sen oluyorsun başka kimse olmana gerek kalmıyor.

Yaz boyu bana ilaç olan bir diğer yer ise Datça Kızılbük Ahşap Evleriydi. Yeşim Cimcöz’le alanı paylaştığım iki farklı zaman, iki farklı çalışma da birbirinden derindi. Her ikisi de zamansız, sınırsızdı. Kalemin gücüyle yoganın birbirini nasıl tamamladığına bir defa daha tanık oldum. Kalemini cesurca konuşturan kadınların yoga matının üzerinde bedenine teslim oluşunu hayranlıkla, şükranla izledim. Bedenin rehberliğinin önünde bir defa daha eğildim. Havada uçuşan kelimeler, şahitlik ettiğim gözyaşları, itiraflar, kahkahalar, şarkılar, danslar, hepsi kalbimi kat kat büyüttü. Kızılbük’teki bir diğer çalışma, sevgili Seda Shambhavi Kervanoğlu ile yaklaşık bir yıldır kendi pratiğime dahil ettiğim ve kendi bedenimde keşfetmeye başladığım Hormon Yoga Terapi’nin eğitmenliğiydi. Hepimiz ayrı ekollerden birçok eğitmen arkadaş çok yoğun çalıştık hafta boyunca. Özellikle menapoz serisi bu süreçten geçen arkadaşlarımızda çok hızlı etkiler yarattı diyebilirim. Dostluklarımız unutulmazdı. Her yaş grubundan eğitmenin birarada olduğu çok karma bir gruptuk. Böylece farklı yaş aralıklarındaki bedenlerde gözlem yapabildik ki bu sürecin en önemli kısmıydı bana göre.

Datça’nın o bakir doğası beni sarmaladı içine aldı. Bazen bir beşik gibi ninnilerle salladı. Bazen de dev dalgalarıyla savurdu attı. Kimi zaman salıncaklarında akıttığım göz yaşlarımla rahatladım. Bazen hamaklarında uykularımla. Bazen de o güzelim tahta masalarında kalçalarım acıyana kadar oturup yazmalarımla. Ağaçlarından düşen ballı keçi boynuzları yaralarımın pansumanı oldu. Hem öğretmen oldum hem öğrenci… gittim geldim kendime defalarca o büyülü ormanda. Kaldığım üç farklı evde üç farklı ben bıraktım. Hepsi dizildi yan yana uğurladı beni dönerken.

Her yerde her zaman yoga vardı yaz boyu. Beni sarmalayan, on yedi yıldır ne çok şey öğrenmişim dediğim ama aslında daha çok da yolun başında olduğumu fark ettiğim bu derin öğreti vardı. Her zaman beni yolumda kökleyen ama hep şaşırtmaya devam eden yoga. Yolunu yolum yaptım yoga biliyorum biliyorsun. Yoluna gönül koydum… Bir ömür öğrencin olmaya…

Doğada dersler bitti şehirde başladı. Şehre katlanabilmenin tek sebebi şimdilik sevdiklerime kavuşmuş olmanın yanısıra yeni sınıflarımın heyecanı, biriktirdiklerimi aktaracağım atölyelerin yaklaşıyor olması, yazmaya başladığım sürpriz kitap ve karalamakta olduğum bir diğeri. Ve doğurmadığım ama içimde kıpırdanan niceleri…

Şimdilerde Dişi Kahramanın Yolculuğu’nda tanıdığım canım kadın Berna Kuleli’nin sorusu aklımda; “Benim evim neresi?” Yazın kucakladığım her kadından birşeyler getirdim şehre ama bu soru iliklerime işledi. Benim evim kendim, bedenim dedim. Nerede olduğumun pek de önemi yokmuş meğer. Sınırları kaldırınca tam olarak evine dönüyormuş insan.

ÖZGÜR TURAN’DAN HABERDAR OL,

YENİ YAZILAR, ETKİNLİKLER VE GÜNCELLEMELERLE SENİ HABERDAR EDELİM

ÖZGÜR’Ü BURALARDA TAKİP EDEBİLİRSİN Facebook Twitter Instagram