Edebiyat & Yazı

Yazının hediyeleri…

0 Adet Yorum

-

6 Aralık 2018

Yaralı doğar tüm insanlar, anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce…” Leyla Erbil

Yazıya tutkun, kendini kelimelerde bulan birkaç kadınız toplaştık paylaşıyoruz bir süredir sevgili Yeşim Cimcöz’ün sanal yazıevi platformunda. Kimileri ile birlikte yazı kamplarımızda yoga yapmıştık, kimileri çok eski dostum, kimilerini de yeni tanıyorum ama bir şey fark ediyor mu? Hayır çünkü yazıda buluştuktan sonra kim olduğumuzun ya da tanışıp tanışmadığımızın önemi yok. Çünkü dertlerimiz ortak öncelikle kadın olduğumuz için ve de yazdığımız için. Dün de Zeynep Kaçar’ın Kabuk adlı romanını konuşmak üzere buluştuk sanal alemde. Şu teknolojiyi hiç sevemedim onca yıl teknoloji muhabirliği yapmış olmama rağmen ama artık pek sever oldum sırf bu kadınları bana yakın ettiğinden. Ne tesadüf ki benim de doğum günüme denk geldi dün akşamki sohbet, bu nedenle benim için daha da anlamlıydı. Zeynep Kaçar’ın romanını okurken aldığım Leyla Erbil tadından bahsettim biraz. Erbil’in cinselliğini özgürce yaşayan genç kızlarından, toplum kurallarını çiğnememek adına cinselliğini bastıran anne karakterlerinden, kadınlarının çıkmazlarından, ya ölen ya da giden kocaların ardından birbirine geçen anne-kız ilişkilerinden… ve tabiki edebiyata hakim olan eril dilin ardından kendine özgü kadın dilini yakalamış olmasından…

Ve Kabuk’tan en sevdiğim bölümden bir kaç satır eklemek isterim buraya; “Güzel sev beni kibar sev usul usul belli etmeden sev gizlice ama anlayarak sev ben olduğum için sev beni tüm bilginle geçmişinde biriktirdiğin ne varsa ve gelecekte kim olacaksan öyle sev bakarak sev görerek sev duyarak sesimi duyarak söylemediklerimi aklımdan geçenleri dokunarak sev en dokunulmaz yerlerine içimin bilerek sev kimi sevdiğini beni sevdiğini her an uykuda ve her bilgide sev yemek yerken kitap okurken işinde arabada en zor anında en kolay halinde sev beni şiddetle sev hırsla sev kışkançlıkla sev yanarak sev kokunla sev herşey çağırsın beni sana gelmek için ve hiç gitmemek için tenhada sev uluorta sokaklarda caddelerde insanların bilinçlerinde…” Bu satırlar bir sayfa daha bu şekilde bilinç akışı devam ediyor. Şöyle sonlanıyor; “Ve göm şimdi karanlığa.”

Sonra Tezer Özlü’yü anımsadım, karanlığını, karanlığının içinde kendini anlatışını ve tüm gece onu düşündüm. Kendi yazımımı, yazılarımda geldiğim noktayı, halen orada kocaman duran yetersizlik hissimi ve meselemi anlatırken halen derin tıkanışlarımı.

Sonra herkes kitaba dair kendi okur gözlemini aktardı. Yazarların meselelerinden, neyi neden yazma ihtiyacı duyduklarından, anne-kız ilişkilerinden, bazı yazım tekniklerinden, kadın olmaktan… çok şeyden konuştuk, bolca beslendik yine birbirimizden. Bir ara Yeşim çok iyi tanıdığımız bir erkek yazardan bahsetti; vapurda giderken bir romanının ilk cümlesi gelmiş aklına, gideceği yere gitmekten vazgeçmiş o an ve eve geri dönmüş sonrasında 8 ay tavana bakarak hiçbir yere gitmeden romanını yazmış. İşte tam olarak buna itirazım var diye düşündüm sonra tüm gece boyu. Ben de bir kadın olarak sadece tavana bakıp, 8 ay değil 3 ay da yeter bana, kendimi eve kapatıp sadece romanımı yazmak istiyorum örneğin. Yapabiliyor muyum? Hayır. Kendime ait bir odam olsa bile evet yapamıyorum. Çoğu zaman ya herkesin evden gittiği ya da herkesin uyuduğu saati beklemem gerekiyor tıpkı şimdi olduğu gibi. Ya da alıp çanta mı kendimi dışarı attığım saatler sadece benim olan. İşte tam bundan dolayı bu yazarlar grubumuz çok kıymetli. Dar saatlerimizde yaptığımız okumalarımızı, yazmalarımızı, haykırışlarımızı, en çıplak kendimizi, imkansızlıklarımızı, yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı paylaştığımız bir alan. İlk romanım Su’yun Gölgesi’ni de tüm bu sıkışıklık hissi içinde yazmıştım, sanırım başka türlüsü de olamıyor hele anne iseniz kadın için başka bir şekil mümkün değil. Rahat rahat saatlerce düşünüp kurgu yapacağın bir vakit arama arkadaşım demek istiyorum yazıda gönlü olan herkese, vakit şimdidir. İki yemek arasıdır, uyku öncesidir, güneş doğmadan önceki bir saattir belki de gözlerinden çapakların temizlenmemiş iken. Tıpkı çocuğun için uykundan uyanıp üstü açıldı mı diye baktığın gibi yazı da öyle arada yoklanmak istiyor. Başı boş bırakırsan kolayca uzaklaşabiliyor senden, bağı çat diye kesebiliyor. O kalemi yazmasan da arada eline al çizittir birşeyler istiyor. Bilmem nereye gider belli olmaz, roman mı olur öykü mü, deneme mi? Ne önemi var? İçindekini akıtabiliyor musun kağıda sen gibi? Sadece kendin gibi? Yeni yaşımda kendime bolca cesaret hediye ettim, aynısından size de diliyorum yeni yıl arifesinde. Kelimelerimiz birbirine değe değe güç kazansın çoğalıp büyüsün dilerim…

 

ÖZGÜR TURAN’DAN HABERDAR OL,

YENİ YAZILAR, ETKİNLİKLER VE GÜNCELLEMELERLE SENİ HABERDAR EDELİM

ÖZGÜR’Ü BURALARDA TAKİP EDEBİLİRSİN Twitter Instagram